İş dünyasında genel olarak insanlar, iş verimini kendi başına arttırmak adına nasıl bir yaptırım içerisinde olmalıdır diye kafasında düşüncelere dalar. Oysaki belli bir bilgi birikimi olmadan, iyi bir donanıma sahip olmadan ne yazık ki yeterli bir pozisyona tek başınıza gelebilirsiniz. Daha sonrasında ise gerçekten bilgi sahibi olmak ya da doğru kişiler tarafından eğitilmeniz gerekir. Bu yönde de Ankara kişisel gelişim adına gerçekten çok bir yaptırıma sahip birebir koç hizmeti alacağınız kurum bulunuyor.

halealtunel

Bu kurum içerisinde bulunacağınız zamanla beraber ön görüşmeler yaparak dilerseniz gelişim akademisini değerlendirmeye alabilirsiniz. Ankara’da ki bu yerde, yaşamınıza artık yön vermenin ne demek olduğunu anlayacak ve buna göre istediğiniz gibi iyi ve kaliteli bir yaptırım içerisinde olarak başarılı bir eğitimin içinde kendinizi buldurabileceksiniz. Ankara kurumsal eğitim olarak da direkt olarak iş yerinde çalışanlarına özel olarak bu eğtiimler sunuluyor olup çok iyi bir eğitim sunulabilir.
Her zaman için yaşam koçluğunu birebir olarak alabileceğiniz, ön görüşme yapabileceğiniz ve bu sayede de yaşamınıza her yönden renk katabileceğiniz destek adına sizlerde dilediğiniz her zaman www.halealtunel.com adresinden faydalanabilirsiniz. Tek bir telefonla görüşme içerisinde de olabilir ve randevu alarak da görüşmenizi istediğiniz şekilde ofiste yapma şansın dâhil olabilirsiniz.

Araba kullanmayı seven her insanın hayalinde lüks araç kullanma isteği ve hayali vardır. Ancak çok pahalı olan lüks araçlara ulaşmak birçok insan için hayallerde kalan bir şeydir. Günümüzde Lüks Araç Kiralama İstanbul firmalarının verdiği hizmet sayesinde hem hayalinizi gerçekleştirme fırsatı bulur hem de rahat ve konforlu sürüşün keyfini çıkarmış olursunuz.

luksarackirala

Büyük organizasyonlar için hangi lüks aracı kullanabilirim?
• Büyük organizasyonlara katılmak hemen her insanın hayatında olabilecek faaliyetlerdir. Böyle faaliyetlere klasik orta sınıf araçlarla gitmek çoğu zaman uygun düşmez.
• Böyle zamanlarda Lüks Araba Kiralama imkanlarından yararlanabilirsiniz.
• Büyük organizasyonlara lüks araçlarla yapacağınız katılım sonucunda hem prestijiniz artar hem de rahat ve konforlu sürüşün keyfini çıkarmış olursunuz.
• Katılacağınız her türlü organizasyonda tarzınıza, zevkinize uygun araç seçerek katılabilir ve lüks araba kullanmanın konforunu ve prestijini yaşamış olursunuz.
Konforlu sürüş keyfini yaşamak, daha rahat ve güvenli yolculuk etmek istiyorsanız Lüks Araç Kiralama imkanlarından yararlanabilirsiniz. Kaliteli ve profesyonel hizmet almak, deneyimli ve uzman kadromuzun hizmetlerinden faydalanmak istiyorsanız www.luksarackirala.net sitemizi ziyaret ederek araç kiralama hizmetimizi alabilirsiniz.

Van Halk Sağlığı Müdürü Dr. Yakup İmren, erken tanı konduğunda fenilketonüri hastalığının, tedavi edilebilir ve zeka geriliği önlenebilir bir hastalık olduğunu bildirdi.
Van Halk Sağlığı Müdürü Dr. Yakup İmren, erken tanı konduğunda fenilketonüri hastalığının, tedavi edilebilir ve zeka geriliği önlenebilir bir hastalık olduğunu bildirdi.

Halk Sağlığı Müdürü İmren, Ulusal Fenilketonüri Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, fenilketonürinin kalıtsal metabolik bir hastalık olduğunu belirtti.

Bebek beyninin etkilenmeden erken tanı ve tedavinin şart olduğunu vurgulayan İmren, şöyle devam etti:

“PKU Fenilketonüri, kalıtsal bir hastalık olup, karaciğerden bir enzimin (fenilalanin hidroksilaz) yetersiz salgılanması veya salgılanmaması nedeniyle kanda biriken fenilalanin dediğimiz protein yapıtaşı metabolitlerinin beyinde harabiyet yapmasıdır. Anne ve babadan kalıtım yoluyla çocuğa geçebilen bir hastalık olup, çocukta hastalık oluşması için hem anne hem de babadan hastalıklı gen alması gerekir. Anne ya da babanın sadece birisinden hastalıklı gen alınması durumunda çocuk hasta olmamakta. Ancak, taşıyıcı olabilmektedir.”

Halk Sağlığı Müdürü İmren, erken tanı konduğunda fenilketonüri hastalığı tedavi edilebilir, zeka geriliği önlenebilir bir hastalık olduğunu ifade etti.

Yenidoğan Tarama Programı’nın hastalığın tespiti açısından son derece önemli olduğuna işaret eden İmren, şunları kaydetti:

“Tedavide amaç kan ve vücut sıvılarında fenilalanin seviyesini normal sınırlar içinde tutmaktır. Bunun için özel diyet tedavisi yapılmalıdır. Görüldüğü üzere bebek beyni etkilenmeden erken tanı ve tedavi şarttır. Bu amaçla sağlık kurumlarımızda tüm yeni doğanlarımızdan doğumdan 48-72 saat geçtikten sonra sağlık personelleri tarafından özel filtre kağıtlarına topuk kanı alınmaktadır. Bu hizmet, aile hekimliği birimlerimizde ve hastanelerimizde ücretsiz olarak sunulmaktadır. Sağlıklı bir nesil ve güvenli bir gelecek için; tüm anne baba ve anne adaylarının, kayıtlı oldukları aile hekimliği birimlerinden fenilketonüri ve diğer kalıtsal hastalıklar konusunda bilgi almaları, gebelik, lohusalık dönemlerinde kendilerinin ve bebeklerinin izlemlerini ve aşılarını aksatmadan yaptırmaları gereklidir. Ülkemizde de bu konuda farkındalık oluşturmak amacı ile her yıl 1 Haziran ‘Ulusal Fenilketonüri Günü’ olarak kabul edilmiş olup, bu günde konunun önemini anlatan bazı etkinlikler gerçekleştirilmektedir.”

Ulusal Böbrek Vakfı ve Hipertansiyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Yahya Sağlıker, Türkiye’de 6 milyon kişinin kronik böbrek hastası olduğunu bildirdi.
İBRAHİM ERİKAN – Ulusal Böbrek Vakfı ve Hipertansiyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Yahya Sağlıker, Türkiye’de 6 milyon kişinin kronik böbrek hastası olduğunu bildirdi.

Sağlıker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, böbreklerin tanesinin 50 gram ağırlığında olduğunu belirterek, “Kalp dakikada pompaladığı kanın beşte birini böbrekler alır. Bu bakımdan küçük olmalarına rağmen çok özellikleri vardır.” diye konuştu.

Böbreklerin, “tansiyonu, su dengesini, tuz dengesini ve kansızlığı ayarlayan önemli bir organ” olduğuna işaret eden Sağlıker, şunları kaydetti:

“Bir böbreğin içersinde aslında bir milyon 250 bin tane küçük böbrekçik vardır. Yani insanda aslında 2 böbrek yok, 2 milyon 500 bin tane böbrek var. Bunların rahatsızlıkları halinde böbrek hastalıkları başlar. Sonra kronik böbrek yetmezliği olur. Şu anda Türkiye’de ve dünyada, Avrupa Birliği’nin son araştırmalarına göre bunun oranı yüzde 8’dir. Yani 100 kişiye baktığınız zaman 8’inde kronik böbrek hastalığı var. Türkiye’de 6 milyon kişide var. Yüzde 8 çok büyük bir rakam. Bu da enflasyon rakamlarından, suç oranlarından, işsizlik oranından, doların artışından, terör olaylarından yüzde olarak daha fazla. Onun için çok önemli bir hastalık.”

Sağlıker, böbrek hastalarının çok dikkat etmesi gerektiğini, diyetlerini, sporlarını, egzersizlerini yapmalarının önem taşıdığını vurguladı.

“Böbrek naklinde Antalya ve çevre iller önde”

Bunları yapmayan hastaların sonu diyalize varan veya böbrek nakliyle sonlanan bir yola girdiğini anlatan Sağlıker, Türkiye’de en çok böbrek naklinin Antalya ve çevresindeki illerde yapıldığını belirtti. Sağlıker, “Bunun sebebi, turistlerin bizim Türk halkından daha farklı düşüncelere sahip olması. Antalya ve civarında trafik kazaları olursa, damdan veya ağaçtan düşmeler, beyin kanamaları gibi durumlarda onların böbrekleri alınabilir. Alındığı takdirde başarı şansı var.” şeklinde konuştu.

Sağlıker, Türkiye’de özellikle Antalya ve Çukurova üniversitelerinin böbrek naklinde hızla ilerlediğini bildirdi.

Böbrek hastalarının şeker ve tansiyona dikkat etmeleri uyarısında bulunan Sağlıker, “Bir kişide tansiyon ve şeker hastalığı varsa ikisi, bizim tabirimize göre bunlar birbirleriyle evlenirler, bu evlilikten çocukları doğar, bu çocuk da böbrek hastalığıdır. Dikkatli olsunlar, bu hastalıkların evlenmelerine izin vermesinler.” dedi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Velioğlu, ramazanın yaz aylarına denk gelmesi nedeniyle aç kalma süresinin uzadığını belirterek, “Uzun süre aç kalmak migren ağrılarını tetikleyebilir.
MELTEM YILMAZ – Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Velioğlu, ramazanın yaz aylarına denk gelmesi nedeniyle aç kalma süresinin uzadığını belirterek, “Uzun süre aç kalmak migren ağrılarını tetikleyebilir. Ramazanda migren hastaları, reçel ve şeker gibi kan şekerini hızla yükseltip düşüren gıdalardan uzak durmalı.” dedi.

Prof. Dr. Velioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, migrenin, baş ağrısının yanı sıra farklı belirtiler göstererek, kişinin günlük aktivitelerini engelleyebildiğini söyledi.

Migren ağrılarına, bulantı, kusma, ışıktan ve sesten uzak olma isteğinin eşlik ettiğini dile getiren Velioğlu, “Migren ağrısını tetikleyecek birçok faktör olabilir. Yorgunluk, uykusuzluk, güneş altında fazla kalmak ve tüketilen bazı gıdalar, migren ağrısının şiddetini artırabilir.” diye konuştu.

Velioğlu, beyaz peynir, yoğurt gibi tiramin içerenlerin yanı sıra çikolata, fındık, fıstık, portakal gibi gıdaların, migren ağrısını tetikleyebildiğini kaydetti.

“Hem sıcak hem de açlık ağrıları tetikleyecektir”

Ramazanın yaz aylarına denk gelmesi nedeniyle aç kalma süresinin uzadığına işaret eden Velioğlu, “Biliyoruz ki hem sıcak hem de açlık ağrıları tetikleyecektir. O nedenle hastalarımızı, aşırı güneş altında kalmamaları ve ramazanda tüketecekleri gıdalara dikkat etmeleri konusunda uyarıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Migren hastalarının ramazan boyunca kan şekerlerine dikkat etmesi gerektiğini belirten Velioğlu, “Kan şekerinin düşmesi ve uzun süre aç kalmak migren ağrılarını tetikleyebilir. Ramazanda migren hastaları, reçel, şeker, bal gibi kan şekerini hızla yükseltip düşüren gıdalardan uzak durmalı, gün boyunca kan şekerini sabit tutan karbonhidratlı gıdaları tercih etmelidir.” bilgisini verdi.

Bu hastalığı bulunanlara, sahura kalkmalarını öneren Velioğlu, şöyle devam etti:

“Hastalar sahurda da kanda daha uzun süre kalan karbonhidratlı gıdalar tüketmelidir. Unlu değil, bakliyat ve lifli gıdalar tercih edilmelidir. Bu gıdaları, kan şekerinin daha yavaş düşmesini sağladığı için tercih ediyoruz. İftarda da yine aynı şekilde migren ağrılarını tetiklemeyen gıdalar tercih edilmeli. Oruç çorbayla açılmalı, sonrasında da belli aralıklarda az ama sık beslenilmelidir. Gün boyunca tokluk sağlayacak gıdaların tüketilmesine özen gösterilmelidir.”

Velioğlu, migren ağrılarının aktif döneminin ramazana denk gelmesi durumunda mutlaka doktora başvurulması ve onun önerisine göre davranılması gerektiğini söyledi.

Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Binbay, böbrek taşı hastalarının, ağrıları geçse dahi hekime başvurmaları gerektiğini, aksi takdirde böbrek kayıplarına bile yol açılabileceğinin altını çiziyor.

Böbrek taşı nasıl oluşur?

Böbrek taşlarının böbreklerin içinde oluşmaması gereken yabancı cisimler olduğunu ifade eden, Doç. Dr. Murat Binbay sözlerine şöyle devam etti, “Böbrek taşları içerisinde en çok görünen madde kalsiyum oksalattır. İdrarla kalsiyum veya oksalat maddeleri böbrekler tarafından idrara atılıyor; idrarda bu maddelerin konsantrasyonları fazla olursa böbrek kanallarında yabancı cisimler oluşuyor. Biz bunu böbrek taşı olarak adlandırıyoruz.

Böbrek taşı aslında böbrek içerisinde yabancı bir cisimdir, taş böbrek kanallarının içine düştüğü zaman, böbrek içerisindeki basınç artıyor ve hastalarda buna bağlı olarak çok ciddi ağrılar oluşuyor.

Türkiye’de ve Ortadoğu’da böbrek taşı görülme oranı yüksek

Böbrek taşı hastalığı dünyanın her yerinde aynı sıklıkta gözükmüyor. Özellikle Asya ve Uzak Doğu ülkelerinde daha az görünürken, sıcak iklime sahip, su içme alışkanlıklarının kötü olduğu, Ortadoğu’da, Hindistan’da ve ülkemizde çok yüksek oranlarda gözükmektedir. Bu konuda yapılmış son çalışmaya göre ülkemizde her 100 insanın 13’ü böbrek taşı hastası. Böbrek taşının ortaya çıkmasında genetik faktörlerin ve beslenme alışkanlıklarının öneminin büyük olduğu düşünülmekte. Bunların dışında şişmanlıkta böbrek taşına neden olmaktadır.

Kronik ishal ya da kronik kabızlık böbrek taşına neden olabilir

İdrar yolu enfeksiyonları veya böbreklerin anatomik bozuklukları böbrek taşlarına neden oluyor. Bağırsak problemleri yani kronik ishal ya da kronik kabızlık çeken kişilerde, böbrek taşı görülmektedir. Bazı kanser hastalıkları da böbrek taşına neden olabiliyor. Böbrek taşları en çok 30’lu yaşlarda ortaya çıkıyor.

Hayatınızda bir kere böbrek taşı olduğunuz zaman bir daha bunu yaşama riskiniz%50’dir. Taş düşüren hastaların pek çoğu hayatları boyunca bir kere bu sorunu yaşamaktadır. Ancak%30-40′ lık bir kısım var bu hastalar hayatları boyunca 3 – 4 kere taş düşürebiliyorlar. Bir de%10’luk bir kısım var ki bu hastalar her yıl taş düşürmektedir.

Böbrek taşları yüzünden böbrek kaybedilebilir!

Böbrek şikayetlerinin önemsenmesi gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Murat Binbay, ağrılar geçse bile böbreğin kaybedilebileceği durumlara karşı hastaları rutin kontrollerini yaptırmaları konusuna dikkat çekiyor.
Sözlerine ise şöyle devam ediyor, “Böbrek taşı olanların%90’ında taşlar şikayete neden olur. Ancak%10’luk bir hastada böbrek taşları hiçbir şikayete neden olmaz. Bir kişinin vücudu böbrek taşı üretmeye eğilimliyse, kişinin düzenli aralıklarla şikayeti olsun olmasın kendisini kontrol ettirmesi lazım.

Bazen böbrek taşı olanların ağrısı bir süre sonra kaybolabilir ve bu hastalar ağrı geçti diye hekime gitmezler. Aslında kişinin şikayetinin geçmesi her zaman taşın düştüğü anlamına gelmez; bazen böbrekte bozulma meydana geldiğinin de göstergesi olabilir. Bu yüzden bir kişinin şikayetlerinin azalması nedeniyle hekim kontrolünü aksatmaması lazım. Böbrek taşı hastalığı böbreği kaybetmeye neden olabilecek bir hastalıktır. Bu yüzden tedavinin başından sonuna kadar hasta mutlaka hekim kontrollerini aksatmaması gerekir.

Böbrek kayıpları hangi evrede gerçekleşir?

Eskiden taş hastalığına bağlı olarak 2 nedenden dolayı insanlar böbreklerini kaybediyordu. Bunlardan ilki böbrek taşı olup hekime başvurmaması; ikincisi ise birden fazla sayıda yapılan açık ameliyatlardı.

Böbrek taşı olanlar hekime başvurmadıkları zaman, böbrek taşı kanalları tıkayıp böbreğin içindeki basıncın artmasına neden oluyor ve böbrek bozuluyordu. İkincisi ise, eskiden böbrek taşı için açık ameliyatlar yapılıyordu. Bir böbrek açık ameliyat geçirdiği zaman genellikle yapısal olarak bozuluyordu ve taş hastalığı tekrarlayan bir hastalık olabildiği için ikinci açık ameliyattan sonra böbreklerde ciddi hasar meydana geliyordu. Günümüzde tanı yöntemleri çok geliştiği için özellikle böbrek taşı olan bir kişinin çok erken dönemde bu durumu yakalanır ve tedavi edilir. Hastaya bağlı bir ihmalkarlık yaşanmaz ise bu sorun çok rahat ortadan kaldırılabilir.
Böbrek taşı ameliyatları çok değişti. Eskiden bu hastalığın tedavisi açık ameliyat yöntemleriyle yapılırken, son 10 yıldır açık ameliyat yapmıyoruz. Çünkü artık kapalı ameliyatlar gelişti. Kapalı ameliyatla kişide bulunan bütün taşları kırabiliyoruz veya böbreğe ince bir kanal açıp içerideki bütün taşları temizleyebiliyoruz. Kapalı ameliyatın güzel olan kısmı, kapalı ameliyatlar birden çok kez tekrarlansa bile böbreğe herhangi bir zarar vermiyor. Hem de hasta bir gün sonra evine taburcu oluyor ve işine gidebiliyor.
Tedavi süreci nasıldır?
Günümüzde bazı taşları ameliyat yapmadan ilaçlarla eritmek mümkün. Erimeye uygun olmayan taşlara ise bazı tedaviler yapıyoruz. Böbrek taşlarının tedavisinde taşın boyutu önemlidir. Böbrek içindeki 2 santimin altındaki taşlar için taş kırma tedavisi uyguluyoruz. Burada karar verirken önemli olan taş 3 seansta kırılıp dökülür mü, dökülmez mi? 2 santimin üstündeki taşlar için taş kırma tedavisi yapmamak gerekiyor çünkü, taşlar ufak parçalara ayrılıp böbrek kanallarını tıkayabilir ve bu durumda hastayı acil ameliyat etmek gerekebilir.

1-3 santim olan böbrek taşlarında “retrograd intrarenal cerrahi” dediğimiz ameliyatı öneriyoruz. Bu ameliyatta vücudun hiçbir yeri kesilmiyor; idrar yapma deliğinden çok ince ve kıvrılabilen aletler ile böbreğe içeriden ulaşıyoruz, taşı görüp lazer ile kum haline getiriyoruz. Bu sistemin en önemli avantajı herhangi bir kanama riski olmamasıdır. girip 2 santimlik taşlarda böbreğe açtığımız ince bir kanaldan taşı dışarıya alma işlemi yapılmaktadır. Daha büyük taşlarda ise hastanın sırtından böbreğe bir tüp yerleştiriyoruz ve bu tüp içinden taşı kırıp parçaları dışarı alıyoruz. Bu yöntemde böbrekte kanama ve diğer organlarda yaralanma riski var ama deneyimli hekimlerin elinde bu risk minimuma düşmektedir. Tedaviye karar vermede tek faktör taşın boyutu değildir; aynı zamanda taşın böbrek içindeki yeri, hastanın şişman olup olmaması, taşın sertliği ve böbreğin anatomisini göz önüne almak lazım. Güncel taş tedavisinde amacımız hastaya herhangi bir komplikasyon yaratmadan taşları tam olarak temizlemektir. Bu yüzden aynı hastada yukarıda bahsettiğimiz yöntemlerin hepsini bir arada da kullanabiliriz.
Günümüzde teknoloji o kadar değişti ki artık yöntemler standart olsa bile yöntemlerin için birçok ufak ayrıntı sayesinde, tedaviden alınan sonuçların başarısını arttırmaktadır. Taş tedavisi her kişiye özgü bir şekilde planlanmalıdır” dedi.