Berkin dosyasındaki tüm polisler tayin edildi
Çağlayan’daki rehine eylemi sırasında dosyadan bilgileri paylaşılan polislerin farklı illere tayin edildiği öğrenildi.

Milliyet’in haberine göre, Berkin Elvan dosyasında adı geçen polislerin hızlı bir şekilde tayini çıkarıldı ve polisler farklı illere gönderildi. Aileleri ile birlikte koruma altına alınan polislerin tayin ve taşınma işlemleri büyük gizlilik içinde yapıldı. Polislerin ve ailelerin gittiği illerde koruma ve gözlem altında tutulacağı öğrenildi.

Gandi barış ödülü Fethullah Gülene verildi
Dünyanın en önemli barış ödülleri arasında gösterilen “Gandi-King-Ikeda Barış Ödülü” bu yıl Fethullah Gülen’e verildi. Geleneksel barış ödülü töreni, yüzlerce akademisyen, aktivist ve seçkin davetlinin katılımıyla Morehouse Üniversitesi Martin Luther King Merkezi’nde gerçekleşti. Daha önce Mihail Gorbaçov, Nelson Mandela ve Desmond Tutu gibi isimlerin aldığı ödül, bu yıl ilk kez bir Müslüman’a verildi. ABD’nin Atlanta şehrindeki ödül merasiminde konuşan Martin Luther King Merkezi Dekanı Prof. Lawrence E. Carter, ilk defa bir Müslüman din adamına yılın barış mimarı ödülünü verdiklerini söyledi. ‘‘Bugün bu ödülü geleneksel İslami öğretisini dünya genelinde yayan ve 11 Eylül 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’ne terör saldırısını Washington Post’a verdiği ilan ile kınayarak küresel barışa katkı yapan Fethullah Gülen’e vermekten onur duyuyoruz’’ dedi.

ONUR DUYUYORUZ, ÇÜNKÜ… ONUR DUYUYORUZ, ÇÜNKÜ…

Carter şöyle devam etti: “Bu ödülü vermekten onur duyuyoruz; çünkü canlı bomba intiharlarına karşı sesini yükseltip masum insanları öldürerek cihad yapılamayacağını söylediği için… Onur duyuyoruz; çünkü insani değer ve ahlakın her insanın ortak değeri olduğunu dile getirdiği için… Onur duyuyoruz; çünkü ırkçılık, etnik köken, cinsiyet, millet farklılıklarını insanlar arasında ayrımcılık ekerek bölünmesine değil bu doğal durumu manevi yönden bir arada tutan farklılık olarak insanlara sunmanızdan…. Onur duyuyoruz; çünkü inancınız ve şahsınız nazarında farklılıklar arasında dayanışmayı küresel düzeyde sürdürmenizdeki eylemden… Onur duyuyoruz; çünkü insanlara verilebilecek en yüksek eğitimin sadece bilgi değil, tüm yaratılmışlarla birlikte uyumlu bir hayatı öğütlediğinizden… İslam inancınızı insanlığa sosyal değerlerle ortak bir yol bulma çabanızdaki sürekli yenilenme dirayetinizden… Ben; Gandi, Kral (Martin Luther King) ve Ikeda ile aranızdaki bağın varlığını görmekten çok memnun oluyorum. Sizi en içten dileklerimle kutluyorum.’’

GÜLEN: ÖDÜLÜ ŞAHSIM ADINA DEĞİL, HİZMETE ADANMIŞ CAMİA FERTLERİ ADINA KABUL EDİYORUM

Dekanın konuşmasının ardından ödülü Gülen adına alan Dr. Alp Y. Aslandoğan, Fethullah Gülen’in ödül vesilesi ile kaleme aldığı yazılı mesajını okudu. Mesajında Gülen şunları dile getirdi: ‘‘Morehouse Üniversitesinin Martin Luther King Uluslararası Merkezi yöneticileri tarafından liyakatim olmamasına rağmen 2015 Gandi King Ikeda Barış ödülüne layık görüldüğümü öğrendim. Bu ödülü şahsım adına değil, ancak kendilerini karşılık beklemeden insanlığa hizmete adamış camia fertleri adına kabul ediyorum. Bu ödülü gerçekten hak edenler, kuzey kutup dairesi yakınlarında eksi 50 dereceye varan soğuklarda vatanından binlerce kilometre uzakta vazife yapan, Kuzey Irak’ta IŞİD’in işgal tehdidine rağmen okullarını açık tutan, Nijerya’da ve Afganistan’da kız öğrencilere eğitim imkânları sunan eğitimciler, Somali ve Sudan’da en zor şartlar altında hizmet veren doktorlar, hemşireler, insani yardım görevlileri ve kendileri mali güçlük yaşasa da hayırlı projelere himmette yarışan iş adamlarıdır. Sembolik olarak şahsıma takdim edilen bu ödül, aslında değişik milli, dini ve etnik köklerden gelen bu muhabbet fedailerinin gayretlerini takdire matuftur.’’

ONLAR Kİ KENDİ MUTLULUKLARINI BAŞKALARININ MUTLULUĞUNDA ARAR

Onlar ki kendi mutluluklarını başkalarının mutluluğunda arayan talihlilerdir. Onları Asya’da Afrika’da ve Dr. Martin Luther King gibi Amerika Birleşik Devletleri’nde, dünyanın dört bir tarafında insan hakları mücadelesi verenlerle bir araya getiren değer, her insanın izzetle yaşamasına kendilerini adamalarıdır. Her insanı insan olarak aziz tutmak, onların yaratıcısına saygının ifadesidir. Her zaman Cenab-ı Hakk’a beni de bu talihliler zümresi içinde kabul etmesi için yalvardım. Kendimi hiçbir zaman hiç birinin önünde görmedim. Sizler nezaketinizle onların gayretlerini ve fedakârlıklarını takdir ettiniz. Sağlığım bu anlamlı buluşmada sizlerle bir arada olmama mani. Ancak mekan ve zaman farklılığı yüksek insani değerler etrafında bir araya gelmiş ruhların sohbetine mani değildir. Bu ödülle gayretleri takdir edilen camianın bir ferdi olma ümidiyle organizasyon komitesine teşekkürlerimi arz ederim.’’ Fethullah Gülen’in mesajından sonra törene katılanlar arasında alkış tufanı koptu.

SCOTT ALEXANDER: ‘GÜLEN GÜNÜMÜZÜN MEVLANASI’

Ödül töreninde konuşma yapan Prof. Dr. Scott Alexander, Gülen’in günümüz dünyasının Mevlana’sı olduğunu söyledi. Gülen’in, hak arayışında ve küresel düzeyde eğitim hizmetlerinde hep barışı, hoşgörüyü telkin ettiğini hatırlatan Alexander, “Hizmet hareketinin temel prensiplerinden birisi de peygamber ahlakı olan ‘affetme’ öğretisidir. Kin duygusunun kalbin zehri olduğunu söyleyen Gülen, İslam’ın hoş bakmadığı bu duygudan cemaat mensuplarını uzak tutmaya çalışmıştır. “ dedi.

KÜRESEL BARIŞ LİDERLERİNE VERİLİYOR

Bu yıl onbeşincisine Fethullah Gülen’in layık görüldüğü Gandi King Ikeda Barış Ödülü, daha önce SSCB eski Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov, Güney Afrika lideri Nelson Mandela, Desmond Tutu, Dr. Michael Nobel ile Nobel ödülü sahipleri Betty Williams ve John Hume gibi isimlere verilmişti. Gandi King Ikeda Barış Ödülü, her yıl barış ve pozitif sosyal değişimin önemini anlatmak amacıyla farklılıkları kucaklamada sıra dışı çabalarıyla küresel liderlik sergileyen isimlere veriliyor. Ödül, ismini, dünya barışına yaptıkları katkı sebebiyle Mahatma Gandi, Martin Luther King ve Japon aktivist Daisaku Ikeda’dan alıyor. Tören sonrası, üniversite tarafından yaptırılan Gülen’in yağlıboya tablosu kürsüye getirilerek ödülü daha önce alanların resimlerinin bulunduğu bölüme asıldı.

Genelkurmay: 3 askerimiz hafif yaralandı
Ağrı’nın Diyadin ilçesinde askerler ile PKK’lılar arasındaki çıkan çatışmalarla ilgili açıklama yapan Genelkurmay Başkanlığı 3 askerin hafif olarak yaralandığını, askerlerden birinin ameliyatta olduğunu bildirdi.

Açıklamada ayrıca “Diğer taraftan silahlı çatışmada beş teröristin öldürüldüğü, bir teröristin yaralı olarak ele geçirildiği bilgisi alınmıştır” denildi. Öte yandan, Genelkurmay Basın Daire Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, operasyonun sona erdiği belirtildi.

Genelkurmay Başkanlığı’ndan çatışmayla ilgili yapılan açıklama şöyle:

Ağrı ili Diyadin ilçesi Yukarıtütek köyü bölgesinde Bölücü Terör Örgütü mensubu teröristlerle gün boyu devam eden silahlı çatışmada yaralanan dört personelimiz Ağrı Devlet Hastanesine tahliye edilmiş olup, üç personelimizin yaralarının hafif olduğu ve hayati tehlikelerinin bulunmadığı, bir personelimizin ise ameliyata alındığı hastane yetkililerinden öğrenilmiştir. Yaralı personelimize acil şifalar diliyoruz.

Diğer taraftan silahlı çatışmada beş teröristin öldürüldüğü, bir teröristin yaralı olarak ele geçirildiği bilgisi alınmıştır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Selahattin Demirtaş olay kareleri yayınladı
“HDP’li arkadaşlarımız yaralı askerleri almaya gitmese belki de asker cenazesi oradan çıkacak. Yaralı askerleri çarşaflarla taşımak zorunda kalıyor arkadaşlarımız. Fotoğraflar var görüntüleri var” diyen HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, o fotoğrafları paylaştı.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş partisinin Kadıköy’de düzenlenen aday tanıtım mitinginde konuştu.

Demirtaş yaptığı açıklamada ” Dün Ağrı’da bir çatışma değil, sahnesi önceden planlanmış, önceden provası yapılmış, sahte bir kurgu operasyon vardı ve orada mümkün olduğunca fazla cenaze çıkarmaya çalıştılar. 15 askeri çatışma bölgesinde bırakıp terk ettiler. Bunlardan 8’i yaralıydı yaralı. Yaralı askerleri çatışma bölgesinde bırakıp geri çekildiler. Neden? Orada o askerler yaşamını yitirsin ve ülkede AKP’nin oyları tavan yapsın diye. Ne oldu peki? HDP’li arkadaşlarımız çatışma bölgesine giderek HDP’li yönetici arkadaşlarımız yaralı askerleri oradan alıp çıkartarak, kendi elleriyle alıp çıkarttılar.

Genelkurmay’da bu sahte provokasyon operasyonunu düzenleyenler bunun hesabını halka vermelidirler. Bizim HDP’li arkadaşlarımız yaralı askerleri almaya oraya gitmese belki de asker cenazesi oradan çıkacak. Bizim arkadaşlarımız orada cenaze çıkmasın diye yaralı askerleri almaya gittiğinde helikopterden ateş açtılar. İlçe eski başkanımızı şehit ettiler, HDP’li arkadaşımızı ve PKK gerillasını açtıkları ateşle öldürdüler. Bunlar işte Türkiye halkına başka şekilde anlatılıyor. Bunlar HDP’yi kötülemek için ellerinden geleni yapacaklar. Çatışma bölgesinde askerler var, helikopter yaralıları almak yerine yukardan ateş açıyor. Ambulans yok, helikopter yok. Yaralı askerleri çarşaflarla taşımak zorunda kalıyor arkadaşlarımız. Fotoğraflar var görüntüleri var” dedi.

Demirtaş’ın açıklamasından kısa süre sonra HDP’nin kurumsal Twitter hesabından iddia edilen o fotoğraflar yayınlandı.

KCK: Erdoğan provokasyon hazırlığı içinde
Askerin Tendürek’te dün başlattığı operasyon ve sonrasında çıkan çatışmaya dair KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın yaptığı açıklamada, “Erdoğan, Türkiye’ye Başkanlık Sistemi’ni getirmek, AKP ise içine girdiği çözülme ve güç kayıp etme trendini önlemek için her türlü provokasyonlara başvurmak kadar ne gerekirse yapacaklardır. Yalçın Akdoğan’ı ve AKP’yi uyarıyoruz! Ateşle oynamaya devam ederlerse, ancak sadece kendi sonlarını getirir, kendilerini yakarlar” ifadelerine yer verdi.

Yapılan KCK açıklamasında, seçim anketlerinin AKP’de korku yarattığı belirtilerek, “AKP’nin müzakereye gelmemesi, İzleme Komisyonu’nu oluşturmaması, çözüm için iradeli ve dürüst davranmamasının altında yatan gerçeklik, geliştirdiği operasyon, provokasyon ve saldırılarını gizlemek içindir” denildi.

DİHA’da yayımlanan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’nın açıklaması şöyle:

‘Seçim anketleri AKP’ye korku yaşatmıştır’

“Demokrasi ve özgürlük şehidi Cezmi Budak’ı saygı ve minnetle anıyor, anısını özgür önderlikle özgür Kürdistan’ı gerçekleştirerek yaşatacağımızın sözünü veriyoruz” denilen açıklamada, Erdoğan ve AKP hükümet yetkililerinin son dönemlerde yaptıkları açıklamalara bakıldığında, bir takım operasyon ve provokasyonların hazırlığı içinde olduklarının rahatlıkla görüleceğini altı çizildi.

KCK’nin, Erdoğan ve AKP yöneticilerinin otoriter-tekçi zihniyet ve üsluplarını daha da sivrileştirerek demokrasi güçlerini baskılayıp, sindirmeye çalışmakta olduğunu da belirttiği açıklamasında “Erdoğan’ın ve AKP’nin önüne son dönemlerde gelen seçim anketleri kendilerinde büyük bir tedirginlik ve korku yaşatmıştır. HDP’nin toplum nezdinde önlenemeyen yükselişi karşısında kendi düşüşlerini gördükleri için daha da saldırganlaşmaktadırlar. Erdoğan, Türkiye’ye Başkanlık Sistemi’ni getirmek, AKP ise içine girdiği çözülme ve güç kayıp etme trendini önlemek için her türlü provokasyonlara başvurmak kadar ne gerekirse yapacaklardır” ifadeleri yer aldı.

‘Yalçın Akdoğan’ı ve AKP’yi uyarıyoruz’

Yapılan açıklamanın devamında KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı şunları kaydetti:

“Erdoğan, Tendürek’te 25 gerillanın Türk ordusuyla savaştığını söylemektedir. Oysa küçük bir gerilla birimine karşı binlerce Türk askeri bölgeye sevk edilmiştir. Her türlük teknik, savaş ve keşif uçakları kullanılmaktadır. AKP bir taraftan ısrarla yeni bir savaş sürecini başlatmak isterken, öte yandan Yalçın Akdoğan’ın özgürlük hareketini kastederek ‘Ateşle oynayan kendini yakar’ söylemleri, savaş çığırtkanlığından başka bir anlam ifade etmemektedir. AKP’nin müzakereye gelmemesi, İzleme Komisyonu’nu oluşturmaması, çözüm için iradeli ve dürüst davranmamasının altında yatan gerçeklik, geliştirdiği operasyon, provokasyon ve saldırılarını gizlemek içindir.

Operasyonlara devam edilmesi meşru savunma temelinde misliyle karşılık bulacaktır.

Yalçın Akdoğan’ı ve AKP’yi uyarıyoruz! Ateşle oynamaya devam ederlerse, ancak sadece kendi sonlarını getirir, kendilerini yakarlar. Biz ateşkes sürecinin ruhuna uygun bir sorumlulukla hareket ederken, Türk devletinin gerilla sahaları üzerinde her gün savaş ve keşif uçaklarını kaldırması, obüs ve top atışlarına devam etmesi, meşru savunma temelinde misliyle karşılık bulacaktır.”

‘AKP, yalan-yanlış temelde geliştirdiği demagojiden vazgeçmelidir’

“AKP, yalan-yanlış temelde geliştirdiği propaganda ve algı yaratarak yaptığı demagojiden artık vazgeçmelidir. Seçime giderken halkı tehdit eden, baskı uygulayan, rüşvet ve para gücüyle sonuç almaya çalışan AKP iktidardır. Kürdistan halkı ve Türkiye demokrasi güçleri, askeri işgal ve kültürel soykırımın en sert biçimde uygulandığı dönemlerde bile demokratik ve özgür yaşamdan yana tercihini belirlemekten çekinmemişlerdir. Bu seçimler demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan için hayatidir. Halklarımız bu bilinçle direnecek, örgütlenip çalışacak ve seçimde yüksek bir başarıyla çıkacaklardır.

Bu vesileyle demokrasi ve özgürlük şehidi Cezmi Budak’ın ailesine ve Kürdistan halkına bir kez daha başsağlığı diliyor, halkımızı demokrasi şehidinin cenazesini yüz binlerle uğurlamaya çağırıyoruz.” 

Gülen: Hırsızlık yapmadığımıza elhamdülillah!
Fethullah Gülen’in “Bamteli: O’nunla bir ömür” başlıklı yeni sohbeti Herkul.org’da yayınlandı. 

Gülen sohbetinde yine çarpıcı açıklamalar yaptı.

Gülen konuşmalarında “Çalıp çırpmadığımıza elhamdülillah!.. Hırsızlık yapmadığımıza elhamdülillah!.. Haramîliğe girmediğimize elhamdülillah!..” diyerek göndermelerde bulundu. Gülen açıklamalarının devamında ise “Müslümanlık yolunda yürürken haramîler gibi davrananları gören insanlar, “İslamiyet buysa, biz ondan fersah fersah uzağız!” derler” diyerek dikkat çeken ifadeler kullandı. İşte Fethullah Gülen’in o açıklamaları:

*Asıl önemli olan mesele her şeyin sonudur ama o sonu seyretmek çok kolay değil. İntizar ister. Kuluçkanın yumurtalar üzerinde adeta bir sancıyla sağdan sola dönmesi, yumurtaları çevirmesi, “Metâ.. metâ?!.” (Ne zaman.. ne zaman?!.) demesi!.. Hani Kur’an’ın ifadesiyle, Nebi bile “Metâ nasrullah – Allah’ın yardımı ne zaman?!.” diyor. O intizar dönemi oldukça ağırdır fakat mükâfâtı ondan daha ağırdır. Belki insanın sevap kefesindeki ağırlığa ağırlık katacak husus, o mevzuda onun mukavemeti, itiraz etmemesi, kahr u lütfu bir bilmesi, en acı şeyleri gönül inşirahı içinde karşılaması, canı yandığı yerde bile “Elhamdülillahi alâ külli hâl!” demesi. *Elhamdülillah! Bilerek, kasten, hele ısrarla ve inatla kötülüklere dalmaktan, mühlikâta inhimâk etmekten Cenâb-ı Hak korudu. Nisyan ve hatalarımız ise O’nun rahmetinin vüs’atine emanet. *Elhamdülillah! Cenâb-ı Hak hakiki imana, o imanın gereklerini yerine getirmeye ve bir yerinden dahi olsa İslamiyeti yaşamaya muvaffak kılmış. İhsan talebi arkasından koşturmuş; mülahazalarımızı ihlasa yönlendirmiş, rızayı vird-i zeban ettirmiş, halis aşk u iştiyakı gönlümüzün şekeri şerbeti haline getirmiş, hep onu terennüm ettirmiş. Bu güzel şeylerin yanında dünya kadar kusurlarımız ve hatalarımız da olabilir; fakat rahmetinin vüs’ati onları setreder.

ELHAMDÜLİLLAH.. ELHAMDÜLİLLAH DİYEBİLMEMİZE DE ELHAMDÜLİLLAH!..

*Bir; bu türlü nimetlere elhamdülillah.. bin defa elhamdülillah! Bir de onun şuuruna vararak elhamdülillah demeye elhamdülillah!.. O şükre şükretmeye de elhamdülillah! *Ayrıca mâsiyete düşmediğimize elhamdülillah!.. Çalıp çırpmadığımıza elhamdülillah!.. Hırsızlık yapmadığımıza elhamdülillah!.. Haramîliğe girmediğimize elhamdülillah!.. Kalbî ve ruhî hayatımızı makam hırsıyla feda etmediğimize binlerce elhamdülillah! O korkunç şeytanî sukûtlara maruz bırakmadığından dolayı Allah’a binlerce hamd ü sena olsun. *Burada dikili bir taşımız olmayabilir. Ölüp gittiğimiz zaman arkada bir şey bırakmamış olabiliriz. Hatta yâd-ı cemîl olma gibi, en büyük insanların bile bazen talebinde bulundukları şeyler konusunda da bir talebimiz olmayabilir. Aslında en büyüğü talep edenin, onun berisindeki herhangi bir talebe gönül bağlaması, aşağı inmesi demektir. “Allah’ım Sen ve rızan!” denmişse, “iştiyak likâullah!” denmişse şayet, onun berisinde cennete bile talip olmak, birkaç adım geriye atmak demektir. Bu O’na karşı saygısızlıktır. Onlar, O’nun lütfunun tezâhürleridir, tecellîleridir. Onlar O’nun lütfuna, ihsanına, teveccüh-ü Sübhânîsine, vüs’at-i rahmetine ve fazlına kalmış şeylerdir; büyükler de meseleyi bunlara bağlayarak istemişlerdir.

*Harama düşmeme hususunda azamî dikkat göstermek gerektiğini ifade eden Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “Helal de bellidir haram da; ancak bu ikisinin arasında, ikisine de benzeyen bir kısım şüpheli şeyler vardır ki, insanların çoğu bunları bilemez, ayırt edemez. Bu şüpheli şeylerden sakınan insan dinini, ırzını ve haysiyetini korumuş olur; şüpheli alanda dolaşan kimse ise, bir korunun kenarında hayvanlarını otlatan çoban gibidir. Koru kenarında koyun güden çobanın koyunlarının her an koruya dalması muhtemel olduğu gibi, o da her zaman harama girme ihtimaliyle karşı karşıyadır. Biliniz ki, her melikin bir korusu vardır; Allah’ın korusu da haramlardır. Şu da bilinmelidir ki, cesette bir et parçası mevcuttur; o sıhhatli olunca beden de sıhhatli olur, o bozulunca beden de bozulur. İşte o, kalbdir!” Evet, aman şuna el uzatmayayım! Aman buna el uzatmayayım! Aman şuna göz kırpmayayım! Aman buna dudak ve dil hareket ettirmeyeyim!.. Bu mülahazalar içinde hareket ediliyorsa, Allah’ın izni ve inâyetiyle, hep kazanma kuşağında gidiliyor demektir. *Üzerinize gelindikçe, din iman adına biraz daha pekişeceksiniz. İmmun sisteminiz sağdan soldan gelip size sap olan bir kısım virüslerle, fakat vücudunuza zarar vermeyen virüslerle, adeta aşılanıyormuşçasına güç kazandığı gibi, siz de bu türlü şeylerle daha bir güçlü ve iradeli hale geleceksiniz inşaallah. 

GECİKTİRDİĞİNİZ HİZMETLERİNİZİ KAZA EDECEĞİNİZ GÜNLER DE GELECEK

*Havalar sükûnet kesbettiğinde, zalimler ve facirler çekip gittiğinde hizmetinizi katlayarak götüreceksiniz. Bugün hafif bir tevakkuf oldu diyorsanız şayet, o zaman diyeceksiniz ki, “O dönemde gerekli olan açılımı tamamen yapamadık! Vaktine erişip de yapamadığımız o açılımları şimdi kaza ediyoruz Allahım! Şimdiye kadar sekiz saatlik mesai yaptıysak, artık onu on sekiz saate çıkaracağız.” Ne uğrunda? Ruh ve mana değerlerimizi bütün âfâk-ı âlemde bir bayrak gibi dalgalandırma adına! Ruh ve mana köklerimizden süzülüp gelen usareleri bütün dünyaya duyurma adına! Milli ruhumuzu bütün dünyaya duyurma ve dünyadan da alacağımız şeyleri alma adına!.. *Şimdiye kadar sekiz saat küheylan gibi koşuyor idiyseniz, sekiz saati on sekiz saate çıkaracaksınız! Aile ve çoluk çocuk hukukunu hiçe saymamak için onların da haklarını vererek, adalet-i tâmmeyi hem şahsî hem ailevî hayatınız hem de dininiz, diyanetiniz, mefkûreniz, milli ruhunuz, gelenekleriniz adına ihyâ etmek için mesainizi ikiye katlayacaksınız! Şayet bir saat fevt ettiyseniz, istiğfar edeceksiniz! “Estağfirullah! Ben bir saat kaçırdım!” diyeceksiniz. Çalmadığımıza, Haramîlik Yapmadığımıza, Zulmü Alkışlamadığımıza ve Zalime Boyun Eğmediğimize Elhamdülillah!..

HARAMÎLİKLER KARŞISINDA SUSMADIK ELHAMDÜLİLLAH!

*Evet, “Küfür ve dalaletten başka her şeye elhamdülillah!” Küfür ve dalalete düşmediğimize elhamdülillah! Çalmadığımıza elhamdülillah! Haramîlik yapmadığımıza elhamdülillah! Yapılan haramîlikler karşısında susmadık elhamdülillah! Zulmü alkışlamadık elhamdülillah! Zalime yahşi çekmedik elhamdülillah! Eğilmedik elhamdülillah! Eğilecek yerimizi bildik elhamdülillah! Asâ gibi Allah karşısında eğildik elhamdülillah!.. “Yetmedi” dedik, secdeye kapandık; “Baş ayak aynı yerde, alnı öper seccade / İşte insanlığı kurbete taşıyan cadde!..” dedik, hep yüzümüzü yerlere sürdük. *El-âlem neler diyor neler?!. Ben de başımı yere koyunca, Tahiyyat’ta “Es-selâmu aleyke eyyühe’n-Nebiyyü ve rahmetullahi ve berakâtühu” derken, bana inanın, kuyruğunu sallayan bir köpek gibi O’nun ayaklarının dibinde paçalarını öpüyor gibi görüyorum kendimi.. ve Cenâb-ı Hak, ruhumun ufkuna gideceğim -Gayyaya yuvarlamasın Allah- güne kadar da bu mülahazalarla -Siz de arzu ederseniz, sizin için de söyleyeyim bizi bu mülahazalarla- taçlandırsın. Bu mülahazalarla aziz kılsın. O’nun kıtmîri olmayı dünya sultanlığına değiştirmem. Bütün hayalim: Bir gün acaba ayaklarının ucunu, tırnaklarını öpme şerefini Cenâb-ı Hak nasip eder mi öbür tarafta?

Soru: Muhterem efendim! Birkaç senedir “Herkes O’nu Okuyor!” kampanyası gibi faaliyetler vesilesiyle milyonlarca insan Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatını okudu. Rasûl-ü Ekrem Efendimizi yazılan kitaplarla mı, âyât ve hadislerin beyanıyla mı, salat ü selamlarda zikredilen isim ve sıfatlarıyla mı, hangi yolla daha doğru tanıyıp daha güzel anlayabiliriz? *Dünden bugüne -Allah sa’yleriyle onları serfiraz kılsın, Firdevsiyle taçlandırsın- bir hayli insan Kitap ve Sünnet ile onların izahı, şerhi, haşiyesi adına Siyer ve Megazi kitapları yazmışlar. Herkes kendi ufku açısından önemli gördüğü hususları nazara vermiş. Tabii bu mevzuda yönlendiren hususlardan bir tanesi de zaman ve konjonktürdür. Zaman önemli bir müfessirdir; şartların belirlemesine göre insan bazı şeyleri daha aydın görür. Belli şartlar içinde kendisini alakadar eden meseleleri daha iyi tanır, daha iyi değerlendirir, daha iyi analiz eder ve daha iyi tahlillerde bulunur. Bu açıdan herkes kendine göre bir şey yapmış; bugüne kadar pek çok devasa kâmet gelmiş ve O’nu anlatmışlar. Hazreti Pir-i Mugân da çağın dili ve tercümanı olması itibarıyla O’nu anlatmıştır; mucizeleriyle anlatmıştır, inkılaplarıyla anlatmıştır. *Ayet ve hadisler, yazılan kitaplar ve salat ü selamlardaki tavsiflerin her biri bırakılan bir uçtur; o uçlardan hareketle daha neler söylenebilir neler!.. Bu uçlar sayesinde -“Seleften Allah razı olsun, halefe ne kadar çok yapacak iş bırakmışlar” mülahazasıyla- sizin de o istikamette bir şeyler deyip şeref kazanmanız adına size de fırsatlar bahşedilmiştir. 

İNSANLIĞIN İFTİHAR TABLOSU HER DEVRİN İDRÂKİNE GÖRE YENİDEN YAZILIP ANLATILMALIDIR!..

*Efendimiz’i herkes okuyor. İşte bu sene diyelim, bir çeşit bir siyer mütalaa edildi. Ülfet ve ünsiyet olmasın diye gelecek sene başka bir zaviyeden bakan başka bir siyer ile mesele ele alınmalı. Yoksa öyle bir eser, kafa kafaya verilmeli, kolektif şuura emanet bir gayret gösterilmeli; böylece daha mükemmel, daha câmi ve aynı zamanda o Büyük Zât’ın kamet-i balasını aksettirici siyerler yazılmalı; Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in hayat-ı seniyyesi ifade edilerek daha mükemmel şeyler ortaya konmalı. *Ve bunun sonu da gelmeyecektir. Zaman şimdilerde çok hızlı cereyan ettiğinden ve değişimler de çok hızlı olduğundan dolayı on sene sonra bugünkü şeyleri bayatlamış gibi görebilirsiniz. Yirmi sene sonra, on sene sonraki şeylerin bayatladığını görebilirsiniz. Dolayısıyla her dönemde ister Kur’an ayetlerinin ve hadis-i şeriflerin, ister Siyer ve Meğazi’ye dair eserlerin, isterse de değişik zamanlardaki sahib-i zaman olan insanların yazdıklarının bıraktıkları uçlardan hareketle İnsanlığın İftihar Tablosu ve O’nun icraatları o devrin ruhuna göre yeniden anlatılmalıdır.

O’NUN YOLUNDA YÜRÜYORUZ DİYE BİR SÜRÜ SAPIK İDEOLOJİ ORTAYA ÇIKABİLİR

*O, kendi hususiyetleriyle, kendi nübüvvet çerçevesiyle ve kendi mesajının esaslarına göre anlatılmadığı zaman -hafizanallah- O’nun yolunda yürüyoruz diye bir sürü sapık mezhep, sapık cereyan, sapık ideoloji ortaya çıkabilir ve bu da İslam’ın dırahşan çehresini karartır, insanları ürkütür. Bir dönemde İslam düşmanlığı yapan kimselerin ve bazı oryantalistlerin dedikleri şeylere hak verdirircesine bazı gruplar çıkar. İslam adına bazı şeyler yaptırtıyor gibi, şeytan bir kısım çirkin işler yaptırtır ve bunlara dıştan bakan insanlar Müslümanlığı seçme mevzuunda yerlerinde kalmayı tercih ederler.

*İslam dünyası güzel bir görüntü sergileyemediğinden ve büyük büyük İslami iddialarla ortaya çıkanlar haramîliklere girdiklerinden, fuhşiyata daldıklarından ve bohemce hayat yaşadıklarından dolayı bugün çokları “Müslümanlık buysa şayet, ne diye seçelim ki?!.” diyecek haldedir. M. Akif tâ kendi döneminde, “Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile / Âlemi aldatmaksa maksat, aldanan yok, nafile! / Kaç hakiki Müslüman gördümse, hep makberdedir / Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir.” demiştir. Müslümanlık göklere çıktıysa, birkaç Müslüman da makberde mezar taşlarıyla kendilerini ifade ediyorlarsa, millet niye mezaristanı tercih etsin ki?!. Neden ulaşamayacağı göklerdeki Müslümanlığa talip olsun ki?!. Allah Rasûlü sadece kitaplarla anlatılmamalı; her mü’min O’nu gösteren bir ayna olmalı!.. *İki üç asır var ki İslam dünyası tahribe maruz kalmıştır; imrendirici, insanların iştihasını kabartıcı bütün hususiyetlerini, rengini, desenini kaybetmiştir. Bu açıdan da bir yandan İnsanlığın İftihar Tablosu kitaplarla engince anlatılırken beri taraftan da her mü’min -bir manada- Muhammedî olmalıdır. Hangi tarafından alıp değerlendirirseniz değerlendirin, bir ayna gibi, Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enam onda görülmelidir. “Ayinedir bu âlem her şey Hak ile kâim / Mir’at-ı Muhammed’den Allah görünür daim!” (A. M. Hüdayi hazretleri) denilmiştir. Nasıl ki Allah Rasûlü, Hakk’a aynadır; size bakanlar da sizde O’nu görmelidirler. “Oturuşları O, kalkışları O, geceyi ihya etmeleri O, teheccüdleri O, evvabinleri O, duhaları O, sık sık oruç tutmaları O, dillerini ve gözlerini yerinde kullanmaları O, İslam için koşmaları O, yüce mefkûreyi ikâme etmek için koşmaları O!..” demelidirler. 

“İSLAMİYET BUYSA, BİZ ONDAN FERSAH FERSAH UZAĞIZ!”

*İster dinin çehresini karartan o şer şebekelerini, ister onlar karşısında sessiz kalanları, isterse de Müslümanlık adına ortaya çıkıp Müslümanlık yolunda yürürken haramîler gibi davrananları gören insanlar, “İslamiyet buysa, biz ondan fersah fersah uzağız!” derler. Bugün kendi ülkeniz de dâhil şu İslam dünyasında, o geniş imkânlarla, o iddialı güçlerle, o şakır şakır başlarından aşağı akan servetle on tane insanın Müslümanlığı seçmesine vesile olamadıklarını yeminle söylesem, yalan söylemiş olmam. Evet, onlarla olmuyor o!.. Ebu Bekir olmakla, Ömer olmakla, Osman olmakla, Ali olmakla oluyor o. *Bu açıdan, her biri bir dolunay olan o insanlar, esas mahiyetlerine uygun olarak anlatıldığı ve bununla beraber anlatan insanlar da onlara birer ayna olduğu zaman başkalarında bir imrenme, bir arzulama meydana gelecektir ve maksut da o vakit hâsıl olacaktır. Yoksa gerisi kuru gürültü ve kendi kendini aldatmadan ibarettir.

İRÂDÎ HİCRETTEN SONRA ŞİMDİ DE CEBR-İ LUTFÎ HİCRET FIRSATI

*Bu arada şayan-ı şükran bir husus var. Bir taraftan ihtiyarî olarak dünyanın dört bir yanına -tohumun toprağın bağrına saçılıp filize yürüdüğü gibi- saçılan hasbiler, fedakârlar var. Her türlü mehâliki göğüslemek üzere dünyanın dört bir yanına giden bu arkadaşların say ve gayretleri ihtiyari ve onlarınki tam hicret. Onlar belli ölçüde, zılliyet planında hicret sevabı kazanırlar. Diğer taraftan da bir cebr-i lutfî hicret söz konusu. O sevabı bugün gören sizin ağabeyleriniz, dünden bu işe sahip çıkan ve elli senedir bu işin içinde olan insanlar, geçende bana bu cebrî hicretle alakalı bir proje getirip sundular: Bu meseleyi nasıl realize ederiz? Yetmiş seksen yaşında biz de gidelim, hicret edelim. Asliyet planında Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Sahabe bunu yaptı, kendi yüce mefkûrelerini dünyaya duyurmak, kendilerini ifade etmek, ortaya konması gereken şeyleri hal ve temsille ortaya koymak için gittiler. Biz de zılliyet planında, nisbi olarak aynı hicreti realize edelim.

BİRİLERİ ARKADAŞLARIN İKAMETGAHLARINA ÇOMAK SOKTULAR

Evet birileri öyle ihtiyarî gitmişlerdi; şimdi de birileri bazı arkadaşların ikametgahlarına çomak soktular. Bu defa o çomaklar onları cebr-i lutfî hicrete zorladı. Onlar dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Oralarda olup biten şeyleri gördüler. Bu, evvela kendilerinde bir sinerjiye sebebiyet verdi, enerjilerine enerji kattı, daha bir güçlendiler. Bir diğer taraftan da bugüne kadar kendi ülkelerinde düşe kalka tecrübeleriyle edindikleri bilgileri, oradaki bu ilk ihtiyarî muhacirlere taşımak suretiyle onlara destek oldular, kuvve-i maneviyelerini takviye ettiler ve kendi masuniyetlerini, masumiyetlerini anlattılar. Zalimlerin iftiralarına, tezvirlerine, hıkdlerine, hasetlerine, şenaetlerine, denaetlerine, fezazetlerine, gıybetlerine ve iftiralarına rağmen, öyle olmadıklarını anlattılar, dünyaya duyurdular. *Hâsılı, asıl Siyer dediğimiz mesele, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in anlatılması, hal ve temsil diliyle anlatılmasıdır. Bu arada, bugüne kadar duyup ettiğiniz şeyleri kitaplara dökerek genç nesillere okutmak suretiyle onlarda da o arzu ve duyguyu uyarmak lazımdır. Bu da yine size düşen vazifelerdendir. Allah’ın izni ve inayetiyle, tasavvurlarımızı aşkın o şeyler size ve sizden sonraki nesillere müyesser olacaktır. Hazreti Pîr’in ifadesine bağlayarak diyeyim; Cenâb-ı Hak, asırlardan beri rahnedâr olan o kaleyi tamir etmeye sizi muvaffak kılacaktır.